• Hasan DURMAZ

Ozark 3.Sezon Değerlendirmesi


Başrol Jason Bateman'ın, hem yönetmen hem yapımcı olarak katkıda bulunduğu Netflix’in suç ve dram dizisi Ozark’ın geçtiğimiz günlerde üçüncü sezonu yayınlandı. Ben de çok geçmeden izledim ve sezon hakkındaki görüşlerimi yazmaya koyuldum. Yazının kalanında büyük spoilerlar vermeyeceğim ama sadece genel düşüncemi merak eden varsa, bu sezonun önceki sezondan daha iyi olduğunu şimdiden söyleyeyim ve o arkadaşları uğurlayalım.


Sezonun ilk bölümü, belki de dizinin tamamında olandan daha fazla aksiyon içeren bir sahneyle açılıyor. Süren kartel savaşlarından kanlı bir kesiti izliyoruz. İntrodan sonra, Byrde ailesinin reklam videosu geliyor ve önceki sezon finalinden itibaren geçen sürede olanlar hakkında bilgi sahibi olmaya başlıyoruz. Çocuklar büyümüş, Marty ile Wendy bir terapiste gitmeye başlamışlar. Kumarhane işleri tıkırında, Marty’nin güvenlik takıntısı paranoyaklık seviyesine ulaşmış ve Wendy’nin hırslı tavrında gram eksilme yok. Byrde ailesinin yemeklerinin bir klasiği haline gelen, aile içi tartışmalar ve fikir ayrılıkları da tabii ki devam ediyor. Marty, kumarhanede usul usu en iyi bildiği işi yapmaya, para aklamaya devam ederek beladan olabildiğince uzak kalmayı isterken, Wendy ise rakipleri ile başı dertte olan kartel Navarro’nun güvenini kazanma peşinde.


“Nereye gitsem kendimi de götürüyorum.”


Hedefi doğrultusunda yaptığı planlar ve verdiği kararlarla Wendy, sezonun gideceği yolu belirlerken önemli kırılma anlarında ise kardeşi Ben ile karşılaşıyoruz. Dört kişilik aileye yeni katılan bu karakter, ne yapacağı pek kestirilemeyen bipolar bir öğretmen. Ben, onu gördüğümüz ilk sahneyle bizde oluşturduğu izlenimden çok farklı bir yönde ilerliyor. Tom Pelphrey’in harika oyunculuğu ve karakterinin samimi tavırlarıyla izleyicinin sempatisini kazanan Ben, sert mizaçlı Ruth’un kalbini de kazanmayı başarıyor.

Ruth demişken, onun yüzü bu sezon da bir türlü gülmüyor. Ben ile beraber olduktan sonra Wyatt ile arasını düzeltmeye çalışan Ruth, tam “Oh!” diyecekken Byrde’ler ile arayı bozuyor.



Ben dışında diziye yeni eklenen dört karakter daha var (Biri KC mafyasının züppe oğlu ve ondan bahsetmeyi düşünmüyorum). Bunların ilki Maya. Maya, birçok insan tarafından zayıflık sayılabilecek birden fazla özelliği kendinde barındıran ve düşünülenin aksine güçlü, prensiplerine bağlı bir karakter. Anne adayı siyahi bir FBI ajanı. Sezon boyunca kumarhanenin ve Marty’nin yakasından hiç düşmese de kendisi “iyi polis” rolünde.

Sıradaki isim, çiftin terapisti Sue. Hikayeye çok büyük bir etkisi olmasa da diziye renk katan bir karakter. Terapistte geçen sahneler, yaşanan olayların bir özeti niteliğinde olduğundan genel olarak sıkmış olsa da, bir noktada Sue’nun yerinde olmak istemedim değil. Ancak bu düşüncemi pek fazla sürdürmem mümkün olmadı.

Ve gelelim Navarro’ya. İki sezon sonunda tanışabildik kendisiyle. Yüzünü çok sık görmesek de gerek ettiği telefonlarla, gerek Helen ile yolladığı direktifleriyle büyük etkiler yaratan bir isim. Rakipleri ile başı dertte olan Navarro’nun, kendi ekibi içinde yaşanacak karışıklıklarla uğraşmaya pek mecali yok. Bundan dolayı doğru kararlar vermeli ve onun için tehlike arz eden her şeyden, herkesten biran önce kurtulmalı.


Sezonu genel olarak iyi bulduğumu başta söylemiştim ama beğenmediğim şeyler de var tabii. Bunların başında ise Wendy’nin rol kestiği sahneler geliyor. Özellikle, diğer kumarhanenin sahipleri ile girdiği diyaloglarda ve daha birçok yerde Wendy, yapmacık tavırlarıyla beni gerçekten çileden çıkardı.

Gözüme batan ikinci detay ise karakterlerin patavatsız tavırları. Bir karakterin duymaması gereken bir şey var ve o yan odaya mı geçti ? Hemen söyleyelim. Neden bu acele ? Karakterlerin ağzında zaten bakla ıslanmıyor, ama bari insanlarla aynı evin içindeyken tutun şu çenenizi.

Hoşuma gitmeyen son şey ise Darlene-Wyatt ilişkisi. Nasıl bir yıldırım aşkıysa bu, ikili daha birbirini görmeden başladı. Darlene için bu durum bir nebze mantıklı görülebilir. Yaşı ve serveti göz önüne alındığında, Zeke’i yetiştirecek sadık birsi gerekeceğinden Wyatt’a hem analık hem de eşlik yaparak onu kendine bağlamayı uygun görmüştür, olabilir. Wyatt açısından baktığımızda ise nasıl bir duygusal boşluktaydı da bu ilişki böyle bir ivmeyle gelişebildi bilmiyorum. Tercihlere saygımız sonsuz ama bu durumun estetik olmadığı açık.


Sonuç olarak Ozark, on bölümlük bu sezonuyla da bekleneni verdi diyebilirim. Ağır ilerleyen ilk iki üç bölüm geçildiğinde son derece akıcı bir hikaye sizi bekliyor. Entrika, hırs ve intikam kavramları dizinin hiçbir sahnesinde eksik olmuyor. Dışarıdan bakıldığında, sakin bir kasabada yaşayan mülayim bir ailenin içinde ne olaylar dönebileceğine şahit olmaya devam ediyoruz. Gerçekliğe olan yakınlığı ve sakin seyri arkasından bize hissettirdiği tatlı gerilimi ile izlemesi son derece keyifli olan Ozark’ın gelecek sezonlarını da merakla bekliyor olacağım.