• Çağlar Ayas

La Casa De Papel 4. Sezon Değerlendirme

Çıktığından beri tüm dünyada olmasa da, Türkiye'de önemli derecede yankı uyandırmış, hatta kendi konseptinde cafe bile açtırmış İspanyol yapımı bir dizi La Casa de Papel. İkinci sezondan sonrasının çok da gerekli olmadığını düşünsem de, bu karantina günlerinde zaman geçirmek adına izledim. Genel anlamda fena olmayan ve üçüncü sezona kıyasla çok daha iyi bir sezon var karşımızda.

(Bundan sonrası Spoilerlı olacak! Bir koşu bitirip gelin.)



Üçüncü sezonda, zengin bir şekilde tatile çıkan ekip üyelerimizden Tokyo ile Rio ayrılmıştılar. Rio'nun ayrılığa dayanamayıp Tokyo ile iletişime geçmeye çalışmış olması, polisler tarafından yerinin tespit edilmesine neden olmuştu. Rio polisler tarafından yakalanınca da ekibimiz yeniden toplanmış ve yeni bir soygun yapmaya karar vermişlerdi. İlk iki sezonda İspanya Kraliyet Bankasını soyan ekibimiz, yeni hedef olarak İspanya Merkez Bankasını seçmişlerdi.

Öncelikle dizinin beceremediği şeylerden biri, soygunun nedeninin iyi anlatılamaması. Amaç, Rio'yu kurtarmak mı yoksa hep hayalini kurduğu soygunu gerçekleştirip Berlin'i onurlandırmak mı ? Soygunun nedenini aradığınızda “evet budur” diyebileceğiniz bir şey yok. Konu bu yüzden havada kalıyor.

İkinci sezon bittiğinde, yeni sezonlarının geleceği haberi beni endişelendirmişti. Yeni bir soygun olabileceğini düşünüyordum ama amacına ulaşmış ve fazlaca zengin olmuş ekibin, yeni bir maceraya atılmasını sağlayacak sebebin iyi işlenebileceğinden pek emin değildim. Nitekim haklıymışım.


Üçüncü sezonda karakterler yeterince iyi işlenmediğinden, neyi neden yaptıklarını anlamak pek mümkün değildi. Bundan olacak ki, bu sezonun ilk altı bölümünün neredeyse tamamında karakterlerin arasındaki olaylara odaklanılmış. Bu süreçte dizinin asıl konusu olan soygun adına çok bir şey görmüyoruz. Zaten zorlama çekilen iki sezonda bunların yaşanması da hayli mümkün. Dizi sürekli tekrara düşmek zorunda kalıyor, sona gelindiğinde ise tüm olay son iki bölüme saklanmış ve önceki bölümler bu iki bölüme hazırlıkmış gibi hissettiriyor.



Dizide, LGBT ve feminizm destekçisi tavırlar sergilenmeye çalışılmışsa da bazı yerlerde bunun tam tersi tavır sergileniyor. Denver'in, Tokyo için yaptığı "Maserati" benzetmesi ve Rio’nun Denver’e verdiği saçma cevap gibi.

Dizide sonucu olmayan, bir yere ulaşmayan çok olay var. Julia karakterinin gereksizliği ya da Denver, Rio ve Monica'nın çatışması buna örnek verilebilir. Julia karakterinin rehineler arasında bir ajan olduğunu öğrendiğimden beri, asıl konuya nasıl bir etkisi olacak diye bekledim. Karakterin geçmişini bu kadar anlatıp, soyguna nasıl kabul edildiğini gösterdikten sonra, konuya hiç hizmet etmemiş olması başka bir zorlama unsur olarak kaldı.

Denver, Rio, Monica üçlüsüne ne demeli. Denver’in, Rio ile Monica arasındaki ilişkiyi yanlış anlayıp kıskanması ve Tokyo ‘nun da buna ortak olması... Bunların son iki bölüme kadar olan kısmı doldurmak ve soygunu bir sezon daha uzatmak için yapıldığı o kadar belli ki. Bu kısımlar geldiğinde gerçekten ilerletmek istedim.

Benim favorim Nairobi karakteri ölmüş olsa da, bu iyi işlenmiş. Güvenlik görevlisinin ölümsüzlüğünün mantık dışı olması haricinde söylenecek pek bir şey yok.



Dizinin en iyi yaptığı şey olan, akıcılık ve yüksek tempo bu sezonda devam ediyor. Üçüncü sezon ritmi için bunu söyleyemezdim. Flashbackli sahneler diziyi çokça bölüyordu ve diziden kopmanıza neden oluyordu. Dizi üçüncü sezonda birçok şeyden ders almış. Flashbackli sahneler azaltılmış ve bu sahneler konuya daha fazla hizmet etmeye başlamış. İzleyiciler tarafından çokça sevilen Berlin karakterinin bu sebeple flashbacklere konulduğu belli ve bu sezonda da onu sıkça görüyoruz. Bence, Berlin

karakterinin sezon boyunca yalnız bir- iki kez görünmesi daha etkileyici olurdu.

Çaresiz olan Profesör, Raquel’ in ölmediğini düşünmeye başladıktan sonra polislerin arasında birisini para ile kendi tarafına çekiyor. Adam, çok da sorgulamadan Profesöre çalışmaya başlıyor. Raquel’ in ölmediğini ve polislerin planlarını anlatıyor. Profesör de bunları polislere karşı kullanıyor. Hatta direkt yüzlerine söylüyor. Ama yine de son bölüme kadar Alicia hariç kimse, aralarında bir ajan olabileceğini düşünmüyor. Böylece bu da dizinin mantık hataları arasındaki yerini alıyor.

Bir de söylemek istediğim, her şeyi düşünebilen bu Profesör havuzun orada kamera olabileceğini nasıl düşünemedi ? Aklım almıyor! Ben bile izlerken orada kamera olabileceğini düşündüm. Ve bir etrafa bakarlar herhalde diye umdum. Tabii, “Her insan hata yapabilir. Kimse mükemmel değildir.” diye de düşünülebilir.

Türkiye'de bu denli popüler olmasından sonra diziye Türk bir karakter geleceğine dair dedikodular oluşmuştu. Hatta isminin "İstanbul" olacağı bile söylenmişti. Ama hepsinin uydurma olduğunu bu sezonla anlamış olduk. Dizide sadece, iki-üç dakikalık rolü olan, insanlara işkence eden "Osman" adında birisi var.

Dizi ile ilgili ilginç bir bilgi de; dizinin aslında ikinci sezonda bitecek şekilde planlanmış olması. Birinci sezon yeterli olan izleyici kitlesinin çoğunu ikinci sezonda kaybetmesi ile oyunculara “Yeni bir iş bakmaya başlayın.” bile denmiş. Sonrasında diziyi hepimizin bildiği gibi Netflix keşfetti. Dizi kimsenin tahmin edemeyeceği kadar büyük kitlelere ulaştı ve büyük paralar kazandı.

Sonuç olarak, zorlama olduğu düşünüldüğünde iyi bir sezonla karşı karşıyayız diyebiliriz. Ama genel olarak bakıldığında "Eh işte" bir sezon olmaktan ileriye gidemiyor. Vakit geçirmek adına yüksek tempolu bir dizi arayanlar için önerilebilir ama fazlasını bulamayacağınızı söylemem lazım.