• The Movie Journal

Caché: Geçmişten Saklanabilir miyiz ?

Tamamen tesadüfen Haneke’nin doğum gününde gerçekleştirdiğim, dört filmlik Haneke maratonum sonrasında, ilk kez izlediğim ve beni etkilemeyi başarmış olan “Caché” filmine dair düşüncelerimi, hazmınızı kolaylaştırmayı hedefleyen bir ön yazı olarak sizle paylaşmak istedim.

Konuya giriş yapmadan önce, ilk defa Haneke izleyeceklere, filmi açmadan evvel Haneke’nin kim olduğuna dair kısaca bir araştırma yapmasını, demeçlerine bir göz atmasını filmi daha kolay tüketebilmesi adına tavsiye ederim. (Zira beyne oturan o filmleri öyle rezene çayıyla sindiremezsiniz.)



“Sanatçı, cevap vermek yerine soru sorması gereken kişidir. Benim bir mesajım yok.”

-Michael Haneke


Film, kitaplar üzerine televizyon programı yapan Georges, yayınevinde çalışan Anne ve ergenlik bunalımlarındaki Pierrot’nun yoğun yaşantısından bir kesiti bizlere sunuyor. Ailemizin evini gördüğümüz, fotoğraf donukluğunda bir planla açılan film, alışılmadık bir bekleyiş ile bizi hemen huzursuz etmeye başlıyor. Ardından, izlediğimiz görüntünün ailemize gidecek kasetlerin ilki olduğunu anlıyoruz. Başta tatsız bir şaka olarak algılanan bu olay, kasetler tuhaf mesajlarla birlikte gelmeye devam ettiğinde ciddileşiyor. Kasetlerin tedirginliği sürmekte iken çiftimiz, karşılıklı güvensizlikten kaynaklanan çarpıcı tartışmalara giriyor ve Georges kasetlerle geçmişini bağdaştırana kadar bir aile dramı izliyoruz.



Kasetler Georges’yu bir yüzleşmeye çağırıyor. İşaret edilen o kapı, hem onun hem de biz izleyenlerin geçmişindeki bir anıya, bir olaya açılıyor. İşte tam bu sahne ile beraber telefonunuzu bir kenara bırakıp dikkatinizin tamamını filme vermeniz hayati önem arz ediyor. Çünkü bu andan itibaren film, aile ve toplum psikolojisine dair paylaşımlarının yanına tarihi ve politik mesajlarını ekliyor. Mümkünse karşınızda beliren sahnelere, iki gözünüzden ayrı ayrı bakın ve kulağınıza çalınanı da yine ayrı ayrı dinleyin. Bu filmde evet belki gereksiz bekleyişler var ama gereksiz sahneler yok.


Haneke bu filmi ile katmanlı bir hikayenin, zorlama imgeler olmadan, izleyiciyi zora sokmadan veya aptal yerine koymadan ne kadar ayarında ne kadar doğal bir şekilde filmleştirilebileceğini gösteriyor. Film bittiğinde, sizi hem hedeflediği gibi sorularla bırakıyor hem de çaktırmadan çok tatlı cevaplarla buluşturmuş oluyor. Dikkatli ve huzursuz seyirler dilerim.



“Kelimeler tehlikelidir, onlara güvenmem!”

-Michael Haneke

Ek olarak, filmlerini keyifle izlediğim Haneke’den, hayvan ölümlerini sergileme ısrarı sebebi ile bir çok insan gibi ben de nefret ediyorum ve kendisini kınıyorum. Ölüm sahnelerinin gerçekliğinden emin olmamakla beraber, gerçekçiliğinin bu kadar üst düzeyde tutulmasından da rahatsızım ve bu sahnelerin yontulmasının filme bir şey kaybettirmeyeceği kanısındayım.


(The White Ribbon)


Yazar: Hasan Durmaz